Padişah"ın Görev ve Yetkileri
Osmanlı Padişahlarının aslî görevleri "Halife-i Müslimîn" olarak Dar ül-İslam"ı Dar ül-Harb"a karşı savunmak, diyâr-ı küfr"de "ilâ-yi Kelime-t -Ullah" yapmakdır. Bu da fetihler yaparak da İslamlığın yayılmasını gerektirir.
Kayıtlarda "mirî arazî" olarak anılan ülke toprakları devlete aittir. Ancak devletin tüzel kişiliğini Padişah temsil ettiği için kuramsal olarak onun şahsî mülküdür. Tatbikatta ise devletin tüzel kişiliğine vekâleten vesâyet eder. Dolayısıyla bu dolaylı tasarrufu sırasında arazî üzerinde yaşayan, onu ekip, biçen reaya"ya İslam"ın hakkaniyet ilkelerine de uygun olarak davranmak zorundadır. Adaletli davranmayı ise Şer"î ve örfî hukuku uygulayan kadılar aracı- ğıyla sağlayacaktır.
Diğer taraftan Padişah Osmanlı ülkesini mirî toprak rejimine uyarak ve vakıf arazîleri kollayarak yönetmeli, devlet mülkünü koruyabilmek için özel mülkiyet hakkını kişilere son derece kısıtlı olarak vermelidir.
Halife olarak elden geldiğince İslam birliğini koruması gerekir. Mekke ve Medine"ye özel ihtimam göstermeli, müslümanlarm Hac farizalarını rahat ve korkusuzca ifa edebilmelerini sağlamalıdır.
Ehl-i İslam"ın, eshab-ı küfr karşısında İktisadî ve askerî bakımlardan dûn (aşağı) vaziyete düşmesini önlemelidir.
Padişah"ın irâdesi kanundur. Dolayısıyla herhangi bir uygulamayı kendi istediği biçimde çözümletecek bir hukuk kuralıdır. Kamu düzenini ve yönetimi "Padişahî hukuk" (ya da örfî Osmanlı hukuku) sağlar, ancak bu hukukun hükümleri şer"î hukukun kriterleri dışına çıkamaz ve onun kurallarına karşı olamaz. Başka bir deyişle Padişah"ın kanun sayılan emirleri de şer"î hukukun bir tür vesâyeti altındadır. Üstelik uygulamada, Padişah yalnız şer"î hükümlere uymakla yükümlü değil, ecdadının çıkardığı kanunlarla, örneğin Teşrifat-ı Kadîme gibi bazı geleneksel kurallar ile de sınırlanmıştır.
Yasama
Padişahın yasama irâdesi iki biçimde sonuçlanır: Şer"î hukukun ulûlemr"e tanıdığı yetkiyle ehl-i İslam yararına ve şeriat"a aykın olmayan yeni bir hukuk kuralı doğurur ya da mevcut kuralların uygulanmasını gerekli kılar.
Diğer taraftan Fatih Kanunnâmesi"ne göre yönetimle ilgili işlerde Padişah vekili olması sıfatıyla sadrazam; millî işlerde (sadrazamda görüşmek şartı ile) defterdar; şeriatla ilgili işler için kazaskerler Padişah"ın tuğrasıyla; sancakbeyliği"ne gönderilmiş veliaht şehzadeler de kendi alametleriyle ferman çıkarmaya yetkiliydiler.
Sadrazam, Padişah"ın sefere çıkmadığı durumlarda Ordu-yi Hümâyun"un başına Ser- dâr-ı Ekrem olarak atanırsa Padişah adına ferman çıkarma yetkisi verilirdi.
Padişah ile birlikte sefere çıkan sadrazam"a İstanbul"da vekalet eden sadaret kaymakamlarına ve her bahar Donanma-yi Hümâyunda Akdeniz"e açılan kapudanpaşa"ya da tuğralı beyaz kağıtlar verilirdi.
Yürütme
Osmanlı Padişahı yürütme erkinin tamamının sahibidir. Nitekim Devlet"in ilk kuruluş dönemlerinde padişahlar Devlet"in başında bulunup ülkeyi kendi yetenekleriyle yönetmeye çalışmışlardır. Ne var ki ülkenin sınırlarının üç kıt"a üzerine yayılacak biçimde genişlemesi yönetim sorunlarını da hem çeşitlilik olarak ve hem de sayıca çok fazla arttırmıştır. Sonuçta devlet işlerinin fiilen bizzat uygulayıcısı olmak durumundan çekilerek yetkilerinin büyük bölümünü kendilerine vekil olarak tayin ettikleri sadrazamda devretmişlerdir.
Fakat denetimi ellerinde tuttuklarından, gerektiğinde bütün sistemi sarsacak biçimde yönetime el koyabilirlerdi. Nitekim bütün genel yasaları çıkarmak, savaş ve barış yapmak, dirlikleri dağıtmak, en küçük atamalara kadar "tevcihat-ı umûmiye"yi yönetmek gibi en önemli işler Padişah"a aittir.
Diğer taraftan yönetim kadrolarını oluşturan Seyfiye (kapıkulları), İlmiye ve Kalemiye tariklerinin tek ve yücelikte ulaşılmaz olan başı Padişah"tır.
Yargı
Yargılama işi, Padişah adına olmak üzere medresede Fıkıh ve Tefsir ilimlerini tahsil etmiş ulema"ya ya da tam ismiyle "kadı"lara yüklenmiştir. Dolayısıyla şeriatın temsilcisi durumunda olan ve ilke olarak şer"î hükümleri uygulayan kadılar bağımsızdırlar. İslam hukukuna göre kadı"mn verdiği hüküm yalnız kendisi tarafından değiştirilebilir. Üstelik değiştirdiği hüküm eskisinden daha güçlü olarak kesinlik kazanır.
Örfî hukukun kaynağı olan Padişah yargı sistemini çalıştırma gücü ve yetkisi elinde bulunmakla beraber, kendisi de kararlarında şer"i hukuk kurallarıyla bağımlı olduğu için kadı"lar üzerinde etkisi yoktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder